23:14

Küçükken Kol ve Bacaklarını Açarak Kapıya Tırmanmış Çocuk

"Küçükken kol ve bacaklarını açarak kapıya tırmanmış çocuk"
Facebook'ta karşıma çıktı bu grup.
:))))
Ben tırmanarak kapıya çıkardım,
Annemin de cinleri tepesine çıkardı.

23:02

arkadaş


Biri vardır hani;
Uzun süredir hayatınızdadır,
Ne çok konuşmuşsunuzdur, ne de çok görüşmüş...
Ama tüm konuşmalarınız adamakıllıdır.
Onunla ne zaman, hangi şartta konuşursanız konuşun ne hissedeceğinizi tam olarak bilirsiniz.
Birbirinizin hayatı hakkında çok fazla şey bilmezsiniz,
Ama garip ve anlamsız bir şekilde
Birbirinizde sonsuz krediniz vardır.
"Gel" dese, düşünmeden gidersiniz.
Burnunuzun dibinde olmasa da, iyi bir arkadaştır.
Çok tanımak gerekmez, çok kurcalamak da...
O ordadır ve onun orada olması, tam anlamıyla iyi gelir.

22:42

fazlasıyla mesai


Cumartesi gecesi, saat 11.00
Çalışmaya başlıyorum, çalışmaya çalışıyorum, çalışıyorum
Bahaneler yaratıp işin başından kalkıyorum
Yok yok olmuyor, yine çalışıyorum
Dayanamıyorum,
Gidiyorum kendime karanfilli-tarçınlı çay yapıyorum.
Güzel bir playlist hazırlıyorum dinlemek üzere
Işığımı ayarlıyorum.
Ayaklarımın dibinde,
biraz önce yaptığı yürüyüşten tatmin olmayan Maya,
iç geçirerek uyukluyor.
Ben ise çalışıyorum.
Rejim günlerimde içki içmenin hayaliyle alkolikliği düşlerken,
Kendimi işkolikliğin pençesinde buluyorum.
Ne garipmiş yahu çalışmak zorunda olmak.
Haydi hayırlısı...

11:50

harry kewell

Küçükken babası tarafından GS maçlarına arada sırada da olsa götürülen enden kız çocuklarından biriydim.
Genelde babalar çekinir, endişelenir çünkü "erkek egemen" ortamdır stadyum.
Zaten maçlara formayla giden, gergin omuzları ve erkeksi tavırlarıyla dikkat çeken, fanatik "abi" kızlardan oldum olası hoşlanmadım.
Hiçbir şey bilmeyen ama biliyormuş ve her maçı takip ediyormuş havasında gezinen kız profilini de ısınamadım.
Ama yine de ofsaytın ne olduğunu bilen nadir kızlardan biri olmamdan ve
Transferlerden, maçlardan haberdar olan ve önemli maçları izlemeye çalışmamdan dolayı gurur duyuyorum kendimle.

GS-Bordeaux maçını nasıl izlemek istedim.
Çevremdeki erkekler ise çoğunlukla ikiye ayrılıyor:
1. Fenerbahçeli olanlar
2. Futbolla ilgilenmeyenler

Doğal olarak maça gidemedim. D-Smart'ın varlığından ise nefret ediyorum, çünkü bende yok :)
Olduğum yerde içim fıkır fıkır oynarken, maça 20 dk. kala giydim eşofmanlarımı, atladım maç izlemeye gittim.
Nasıl güzeldi!
Her ne kadar 2-1 biteceğine dair girdiğim iddiada para kaybetmiş olsam da,
Herry Kewell -herkesi olduğu gibi- beni benden aldı.

Ben de ona kendimi biraz daha yakın hissetmek için,
Leeds United ve Liverpool anısına İngiltere'ye gidiyorum.
(İş için ama ben bu bağlamda ele almak istiyorum.) :)

Maç izlerken bir sürü de arkadaşım oldu, o ayrı :)

17:28

men and the ego

:))))))

17:15

yanı başımda



26.02.2009
Galatasaray-Bordeaux

çok yakınımda olduğu günlerden biri
garip ama, yakınımda olduğunu bilmek anlamsızca mutluluk ve güven veriyor.

15:33

oluyormuş






İnsan,
Hayatta gitmem dediği yerlere giderken,
Hayatta yapmam dediği şeyleri yaparken,
Hayatta olmaz dediği şeyler olurken,
Hayatta yemem dediği şeyleri yerken,
Hayatta yapmam dediği işi yaparken,
Hayatta söylemem dediği şeyleri söylerken,
Hayatta sevmem dediği insanları severken,
Hayatta yaşamam dediği şeyleri yaşarken,
Hayatta ayrılmam dediği şeylerden, yerlerden, insanlardan ayrılırken,
Hayatta almam dediği şeyleri alırken,
Hayatta düşmem dediği hallere düşerken,
Hayatta dinlemem dediği şeyleri dinlerken,
Hayatta izlemem dediği filmleri izlerken,
Hayatta üzülmem dediği şeylere üzülürken,
Hayatta mutlu etmez dediği şeylere mutlu olurken,
Hayatta kabul etmem dediği şeyleri kabul ederken,
Hayatta anlamam dediği şeyleri anlarken,
Hayatta ilgilenmem dediği fikirleri dinlerken,

Kendini bulabiliyormuş.

Her şey değişiyormuş,
İnsanlar değişiyormuş,
Olaylar değişiyormuş,

Sen değişiyormuşsun.


Oluyormuş...

15:13

jealousy

Size de oluyor mu bilmiyorum ama
Ne kadar mutlu olursam olayım, bazen,


Resimlerdeki mutluluğu kıskanıyorum.



09:55

skibbe

:)

09:47

kozmos


Bugün evden işe yürürken,
her ne kadar çok kısa mesafe de olsa,
taktım i-pod'umu kulağıma,
bastım shuffle'a.
çalan ilk parça, raul paz.
her şeyin başladığı yeri bana daha fazla anımsatacak başka bir şarkı olabilir miydi bilmiyorum...

benim gibi otu b.ku matematik ve mantıkla çözmeye çalışan birine "rastlantı" kavramını gel de anlat.

beynim bas bas bağırıyor "680 şarkının içerisinden shuffle ile o şarkının gelme ihtimali.... evet evet, tamamen olasılık hesabı. bıdı bıdı..."
eee? peki ya ben?
yok yok. bu olasılık falan değil.
biliyorum zaten sağım solum, her tarafım ironilerle çevrili.
ama hayatına devam etmeye çalışırken,
isminin abuk sabuk yerlerde karşına çıkması,
yalnızca onu hatırlatan şarkılara ve filmlere rastlaman,
kel alaka bir yerde, bir haberde bas bas onu anımsatan şeylerin karşına gelmesi.

olasılık mı, rastlantı mı, şans mı, algıda seçicilik mi, telepati mi... bilmiyorum.

bilmiyorum ama oluyor işte. :))

16:51

irresistible things 2

tamam, sözümü geri alıyorum.

en çok özlediğim şey,

Doubble Whopper Cheese !

(alıştıran utansın)

16:30

irresistible things 1

Haribo!!!

Ama "her kuşun eti yenmez" hesabı, yalnızca beyaz olanı.
Hatta Haribo'ya teklif götürmeyi bile planlıyorum;
Yalnızca Beyaz Haribolardan oluşan bir paket üretmeliler.

2 haftadır rejimdeyim ve en çok özlediğim şey olabilir !

13:42

ben kimim? alışveriş sepetime bak


Alışveriş yaparken,
Başkaları ne almış hep merak ediyorum.
Aslında herkes merak etmez mi?
Yanımdan bir tanesi geçtiği anda başlıyorum arabanın içindekileri süzmeye
Bir de abuk sabuk yorumlar yapmasam...
Evet evet, alışveriş sepetinizin içindekiler sizsiniz !!
"Hmm... Domates, mısır, yağsız tavuk eti, diet cola. Takıntılıyız galiba..."
"Duş jeli, deodorant, jilet, bira, orkid. Yakışıklısınız ama sevgiliniz imajınızı yerlebir etti, özür dilerim."
Ya da
"Cips, kola, bira, magnum dondurma -çikolata parçacıklı-, votka... Akşama ben de size katılsam?"
:)

13:28

olur mu hiç?



Hayatında hiç portakal yemeyen biri olur muymuş hiç?!

Oluyormuş...

11:17

masal kahramanı


.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

Bir adama aşık oldum
Bir masal kahramanı...
Daha çok anti-hero kıvamında...
:))))
Onu özlemem yetmiyormuş gibi,
Onun hayatımdaki yokluğu yeteri kadar zor değilmiş gibi,
İşim başımdan aşkın değilmiş gibi;
Oturdum bugün bunu düşündüm...

“Nasıl bir kahraman olurdu acaba?”

Ayağında; hiç çıkarmadığı, eski püskü ve bağcıklarını bağlamayı bir türlü beceremediği converse’leri,
Sırtında; pelerin ya da zırh yerine kendini üzgün hissettiğinde başına geçirdiği kapüşonuyla sweat-shirt’ü,
Elinde; hiç düşürmediği sigarası,
Atının üstünde, beraber uyuyabileceği Yeni Rakı’sı,
Kulağında; obsesifçe düzenlediği playlist’lerle dolu i-podu.

Üşenir, atına binmez. Binse de inmez,
Öyle hız yapmaz, salına salına çakır-keyf ilerler,
Arada durur rakı içer, bir duble de atı içer,
Durup durup yukarıdan, yanından geçen kızların memelerini keser,
Gelen geçene laf atar, gülmekten attan düşer,
Yağmurdan kaçar, çok güneşten kaçar, çamurdan kaçar,
Prensesi kurtarmak için ne kuleye tırmanır, ne de yel değirmeniyle savaşır.
Ali Sami Yen’den dört nala fırlar, Şükrü Saraçoğlu’na uçar.

:) Sanırım yukarıda çizdiğim gibi bir profili olurdu.

09:51

oddly enough


uzun süredir yalnız kalmamıştım.
çevremde hep birileri varmış, hep bir şeyler oluyormuş.
ben hep oradan oraya, kişiden kişiye taşınıp duruyormuşum.
şimdi ise durdum.
yalnızım. kendime zaman ayırdığım bir yalnızlıktan bahsetmiyorum.
hayatımın önemli bir dönemini yalnız atlatmak zorunda olmayı kastediyorum.
yalnızım.
gözümü kapıyorum, derin bir nefes alıyorum ve hayatımı tek başıma kuruyorum.
kendi evimde, yeni işimde, kendi hayatımda.
yeni alışkanlıklar ediniyorum, hiç susmayan kendimi dinliyorum.
ne kadar çok şey varmış söyleyeceği, yıllarca ona neler neler yüklemişim.
susturuyor beni, ben de susuyorum.
dedim ya, daha önce hiç böyle yalnız kalmamıştım.
"garip ama yeter"